HÖRPÜ BEŞ KURUŞ | ÖYKÜ



siteyazıgörselleri1

HÖRPÜ BEŞ KURUŞ

Sıcak bir perşembe günüydü. Taligasına atlayıp kasabaya gelmişti. Kasabadan alınacaklar vardı. Çok anlamazdı yazı çizi işinden ama muhtar tarafından eline tutuşturulan kağıt parçasını belediyeye bırakacaktı. Vaktiyle köylerinden çıkıp okumaya diye gönderilen Sali Aga’nın oğlu Üseyin’i bulacaktı. Belediyedeki tek tanıdığı adam oydu.

Kasabaya gelene kadar öğlen olmuştu. Yaz sıcağında kimi ağaç gölgesinden kimi güneşin alnından geçerek vardığı kasaba ana bana günüydü. Sağa sola doğru karmaşık biçimde yürüyen insanların yüzü sıcaktan bunalmış ve ekşimişti.

Sıcaktan ağzı kurumuş, dili damağına yapışmıştı. Dere boyunda bir söğüdün gölgesine oturmuş sıcaktan kavrulan tenini bir nebze olsun serinletmeye çalışıyordu. Gördü ki karşıda kahveye oturmuş adamlar höpür höpür meşrubat içiyor. Kimi soğuk bir gazoz yudumlarken kimi de hararetini dindirmek için çayını çekiyordu. Sıcaktan boncuk boncuk terlerken gözleri kapandı yavaştan. Şimdi sadece duyuyordu. Kulağı kahvede demir iskeletine ahşap çakılı sandalyede oturan kimi açık renk entari giymiş kimi de bol paçalı şalvar çekmiş adamların höpürtüleriyle doluyordu. Ayaklarını toprak zemine sürte sürte uzattı. Elini cebine atıp bozukluk var mı diye baktı. Eline iki metal geldi. Heyecanlandı birden ve gözleri açıldı. Bozuklukları çıkarıp baktı. İki beşlik bulmuştu cebinde.

Durdu ve tekrar düşündü. Para söz konusu olmadığı zamanlarda çok da saksıyı çalıştırmazdı. Kaç kuruş acaba bi çay, dedi kendi kendine. Canı çekmişti. Ayaklandı yavaştan söğüdün gölgesine tutuna tutuna. Sıcaktan olsa gerek gözleri karardı baştan, sonra alıştı. Elini cebine atıp yavaştan yanaştı höpürdetenlere. Artık kahve sınırlarına da girmiş olduğunda bir şey yapması gerekirdi. Ya oturup çayını içecek ya yürüyüp gidecekti. Tek başına bir adam görüp kendince ona yakınlık duydu. Belki de kalabalık bir masaya gülüncün konusu olmaktan korktu. Bir iki adım daha cepheden yanaştı yalnız adama:

– Kaç kuruş be sadıç, dedi.
– Çay mı, diye yanıtladı yalnız adam.
– He aga…
– Hörpü beş kuruş, diye yanıt verip kabasını adama doğru dönerek gövdesini dereye çevirdi.
– Ucuzmuş beya, diyerek döndü o da.

Gitti en geride duvarın dibine çömeldi. Sırtını duvara yasladı. Büyük bir heyecan duydu içinde. Ne de olsa iki beşlik vardı cebinde. Masaların arasında dolanıp duran sırım gibi gence bir el işareti yaptı. Elinde sanki bir bardak çay varmış da onun şekerini karıştırıyormuş gibi yaparak ufak bir tiyatroyla çay istediğini anlattı.

Az sonra elinde çay tepsisiyle geldi genç adam. Yerde çömelip oturan adama çayını uzattı. Adam bir dikişte çayını hööörp diye bitirdi ve garsonun çay suyuyla yıkanan tepsisine şak diye beşliği fırlattı. Ateş gibi çayı bir dikişte içtiğini gören garson:

– Aga sen delirdin mi beya, ateşte pişmiş çayı bir dikişte içtin.

Adam kendinden emin bir şekilde yanıt verdi:

– Ben enayi miyim beya hörpüne beş kuruş vereyim.

İrem ALTINDAĞ

Bir Yorum Yap